ENG
10 Kasım 2023, Cuma

Kamuoyunun gündemini meşgul eden Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesinin Şerafettin Can Atalay hakkındaki kararları ile ilgili olarak, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla aşağıdaki açıklamaya ihtiyaç duyulmuştur.

Bilindiği üzere, Anayasamızın 146, 154 ve 155’inci maddelerinde yüksek mahkemeler; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay olarak düzenlenmiş olup, birbirlerine üstünlük sıralaması öngörülmemiştir. Anayasa Mahkemesi kararlarında olduğu gibi kesinleşmiş tüm mahkeme kararları herkes için bağlayıcıdır.

Yargıtay 6 Mart 1868 tarihinde kurulmuş, 155 yıllık köklü bir geçmişe sahip, adli yargının en üst temyiz mercii olup üyelerinin tamamı alanlarında uzman ve deneyimli yüksek hakimlerden oluşmaktadır.

Anayasa’nın m.154/1’e göre, “Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.” Anayasa’nın 154’üncü ve Yargıtay Kanunu’nun 13’üncü maddesine göre, Yargıtay’ın adli yargı alanında hukukun ülkede eşit şekilde uygulanmasını sağlama görevi bulunmaktadır. Hukukun objektif, belirli ve öngörülebilir olması, eşitlik ve hukuki güvenliğin ve özellikle de adil yargılanma hakkının teminatıdır.

Anayasa’nın 148. maddesinde ise Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri tanımlanmış, bu görevler arasına 07.05.2010 tarih ve 5982 sayılı Anayasa değişikliği ile “bireysel başvuru” da eklenmiş, 2012 yılından itibaren uygulanmaya başlanmıştır.

Bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için “olağan kanun yollarının tüketilmesi” şarttır. Yine Anayasa’nın 148/5 hükmüne göre, “Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”  şeklindeki hüküm ile bireysel başvurunun yargısal sınırı çizilmiştir.

Bu haliyle bireysel başvuru; temel hak ve özgürlüklere yönelik hukuka aykırı müdahalelerin kanun yollarında giderilememesi halinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir hak arama yoludur. Olağan veya olağanüstü kanun yolu değildir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi adli ve idari mahkemelerce verilen kararları bozan bir mahkeme olmadığı gibi istinaf ve temyiz mercii olarak davaları yeniden incelemeye yetkili bir makam da değildir.

Buna karşın, Anayasa Mahkemesinin, bireysel başvuru incelemelerinde zaman zaman anayasal ve yasal sınırları aşarak Yargıtay ve Danıştay uzman dairelerince geliştirilen yerleşik içtihatları ters yüz edecek, hukuk sistemini kaosa sürükleyecek şekilde kararlar alması, kesin hüküm etkisini tamamen devre dışı bırakılmasına neden olmaktadır.

Diğer taraftan, bir kısım kamuoyunun gündemini meşgul eden davalar üzerinden uygulanan iletişim stratejisi ile mevcut anayasal düzen bir kenara bırakılarak Anayasa Mahkemesinin “süper temyiz mahkemesi” olduğu şeklinde toplumsal bir algı oluşturulmuştur.

Temel hak ve özgürlüklerin korunması, yalnızca Anayasa Mahkemesinin değil, tüm yargı organlarının görevidir.

Türk yargı sisteminin gerçekten mevcut olan yapısal sorunlarının çözümü için elverişli bir araç olması ümit edilen bireysel başvurunun, mecrasından çıkması, yargı sistemini zayıflatan sistemsel bir sorun haline gelmiştir.

Bireysel başvuru sisteminin faaliyete geçmesinden itibaren yukarıda özetlenen sorunlar Anayasa Mahkemesi üyelerinin de bulunduğu bilimsel toplantılarda defaatle ifade edilmesine, Yargıtay Başkanı’nın adli yıl açış konuşması ile yıl sonu basın değerlendirme toplantılarında ve Danıştay Başkanı tarafından Danıştayın kuruluş yıldönümü toplantısında gündeme getirilmesine karşın, Anayasa Mahkemesinin kararlarındaki anayasal ve yasal yetki aşımı olarak değerlendirilen benzer uygulamalar artarak devam etmiştir.

Bizatihi Anayasayı korumak amacıyla kurulan Anayasa Mahkemesi, tartışmalara konu olan davada, anayasa koyucunun iradesini yok sayarak Anayasa’nın 83’üncü maddesindeki atıf nedeniyle somut olaya uygulanması gereken 14’üncü maddesini işlevsiz bırakmıştır.

Anayasal düzene uymayan bu bakış açısının etkisi ile bazı kararlarda yüksek mahkeme olan Yargıtay ve Danıştay’ın derece mahkemesi olarak nitelendirilmesi, tartışmalara konu olan Şerafettin Can Atalay dosyasında olduğu gibi terör suçlarına bakan ve tamamen yargısal bir görev ifa eden Yargıtay 3. Ceza Dairesinin “88. Anayasa Mahkemesince tespit edilen ihlalin altında yatan sorunları giderme yönünde kamu gücünü kullanan makamlar genel bir yükümlülüğe sahip olmasına karşın Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi içtihadına aykırı davranmış, benzer ihlalleri önleme yükümlülüğünü yerine getirmemiş; aksine başvurucunun anayasal haklarını -Anayasa'nın parlamentoya verdiği bir yetkiyi kullanarak- daraltıcı bir şekilde yorumlamak suretiyle ihlal etmiştir.” biçimindeki sözlerle anayasayı ihlal suçunu işlediği ithamında bulunularak hedef gösterilmesi gibi son derece vahim, kabul edilemez hukuki hatalar, bireysel başvuru kararlarının vazgeçilmez dili olmuştur.

Yukarıda örneklenerek değinilen Anayasa Mahkemesinin uygulamalarının doğurduğu hukuki sonuçlar gözetilmeksizin, bir yüksek mahkeme olan Yargıtay ve Yargıtay 3. Ceza Dairesinin yargısal görev ve yetkisi kapsamında verdiği kararlara yönelik yüksek yargı kurumlarının saygınlığını zedeleyen ve eleştiri sınırlarını aşan haksız tepkiler üzüntüyle karşılanmaktadır.

Hukuki güvenliğin, toplumsal barışın ve hukuki öngörülebilirliğin sağlanması bakımından Anayasa’dan aldığı yetkiyle Yargıtay, bireysel başvurunun mevcut haliyle uygulanmasının doğurduğu sorunların giderilmesi ve karşılaştırmalı hukukta kabul edilen standartlara göre geliştirilmesi konusunda ihtiyaç duyulan, anayasal ve yasal çalışmalarda gerekli desteği sağlamaya her zaman hazırdır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur. 10/11/2023

Yargıtay Başkanlığı


14 Kasım 2022, Pazartesi

Ülkemizin huzur ve güvenliği ile birlik ve beraberliğimizi hedef alarak, 13.11.2022 tarihinde İstanbul Taksim’de gerçekleştirilen hain terör saldırısını lanetle kınıyor, menfur saldırı sonucunda şehit olan vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Mehmet AKARCA
Yargıtay Başkanı


07 Ekim 2022, Cuma

Bazı internet siteleri ile sosyal medya hesapları üzerinden gündeme gelen, Yargıtay üyesi ile ilgili haberler hakkında kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

Haberlerde soyut iddiaya dayalı ifadelerle Yargıtayın kurumsal kimliği zedelenmekte, Yargıtay üyeliği görevi itibarsızlaştırılmaktadır. Bahsi geçen konuda Başkanlığımıza ulaşmış herhangi bir ihbar veya şikayet olmamakla birlikte, basında yer alan iddialarla ilgili hassasiyetle araştırma yapılmış olup herhangi bir tespite ulaşılamamıştır. Bu tarz dayanaksız iddiaların kurumsal kimliğimize ve yargıya duyulan güvene vereceği zarar göz önünde bulundurularak yargı kurumlarının, yargısal unvan ve makamların şeref ve itibarını zedeleyen ifadelerle kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesi üzüntüyle karşılanmıştır. 

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

                                                                                                                                                                                           Yargıtay Başkanlığı

                                                                                                                                                                                   Basın ve Halkla İlişkiler Bürosu


21 Nisan 2022, Perşembe

Ülkemizin birlik ve bütünlüğü ile demokrasimizi hedef alan, özveri ve fedakârlıkla görev yapan  infaz ve koruma memurlarını taşıyan servis otobüsüne yönelik, 20.04.2022 tarihinde Bursa’da gerçekleşen hain terör saldırısını lanetle kınıyor,  saldırı sonucunda şehit olan infaz ve koruma memuru Cengiz Yiğit’e Allah’tan rahmet, milletimize, yargı camiamıza ve ailesine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum. 
 
                                                                                                                                                                       Mehmet AKARCA
                                                                                                                                                                        Yargıtay Başkanı

22 Mart 2022, Salı

Bazı televizyon kanalları, internet siteleri ile sosyal medya hesapları üzerinden gündeme gelen, sanık Orhan Munis’in maktul Hatice Kaçmaz’ı kasten öldürmesi nedeniyle aldığı cezaya ilişkin haberler hakkında kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.
Sanık Orhan Munis’in, Ostim Serhat Mahallesi, İbrahim Karakoç parkında 13.09.2014 tarihinde saat 13:00 sıralarında, maktül Hatice Kaçmaz’ı çok sayıda bıçak darbesiyle öldürmesi eylemi nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca tasarlayarak öldürme suçundan TCK. 82/1-a maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış, yapılan yargılama sonucunda; eylemde tasarlama koşullarının gerçekleşmediği kanaatine ulaşan mahkemece, sanığın kasten öldürme suçundan TCK.’nın 81/1 maddesi gereğince müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin dosya kapsamına da uygun kabulüne göre; sanık ve maktulün 30.06.2014 tarihinde bir dolmuşta tanışarak birbirlerine telefon numaralarını verdikleri, tesadüfi tanışmanın telefonla ve yüz yüze görüşme şeklinde devam ederek duygusal bir arkadaşlık ilişkisine dönüştüğü, sanığın maktule evlenme teklifinde bulunduğu, bu süreçte tarafların ailelerinin de tanıştıkları, ancak sanığın daha önceden kardeşini öldürmesi suçundan hükümlü olduğunun maktulün ailesi tarafından öğrenilmesi üzerine evliliğe izin verilmediği, sanık savunması, tanık beyanı ve HTS raporuna göre maktul ile sanık arasındaki görüşmenin devam ettiği, bu süreçte sanığın evlilikte aşırı ısrarcı olması maktulü sürekli takip etmesi, onu bunalttığı ve aralarında zaman zaman tartışmaların yaşandığı, sanığa ait cep telefonu kayıtlarına göre 30.06.2014 tarihinde saat 18:23’te maktulden sanığa gönderilen “kimsiniz” ile başlayıp hadisenin gerçekleştiği 13.09.2014 tarihinde en son saat 11:11’de “manyakkk” diye sonlanan 491 adet mesaj olduğu, bu mesajı üzerine; sanığın maktulü arayarak 30 dakika konuştukları, tarafsız tanık beyanına göre olaydan bir gün önce tarafların buluştukları anlaşılmıştır.
Sanık savunmasında; son olarak evlilik konusunu konuşmak üzere parkta buluşmaya karar verdiklerini, maktulün evlilik teklifini kabul etmediğini, ısrar edince hakaret teşkil eden sözler söyleyip kendisini ittiğini, bunun üzerine kendisini kaybedip maktulü bıçakladığını beyan etmiştir.
Kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 11.03.2018 tarih ve 223-1386 sayılı kararı ile hüküm düzeltilerek onanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanığın eyleminin tasarlama koşulları altında gerçekleştiğinden bahisle TCK. 82/1-a maddesi gereğince cezalandırılması gerektiği görüşüyle yapılan itirazının Dairece kabul edilmediğinden dosya Ceza Genel Kurulu’na gönderilmiş, Kurul dosyayı 28.09.2021 tarihli gündemle görüşüp aşağıdaki şekilde karara bağlamıştır;
Türk Ceza Kanunu’nda kasten öldürme suçlarının temel şekli 81. maddede düzenlenmiş olup yaptırımı müebbet hapis cezasıdır. Tasarlama, kan gütme saiki gibi nitelikli haller gerçekleştiğinde aynı kanunun 82. maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırma söz konusu olacaktır.
765 sayılı TCK’nın yürürlüğe girdiği 1926 yılından bugüne kadar kasten öldürme suçlarında tasarlamanın yasal şartları doktrindeki görüşlere ve yargısal içtihatlara göre belirlenmiş olup “failin, bir kimsenin vücut bütünlüğüne ve yaşam hakkına karşı eylemde bulunmaya sebatla ve koşulsuz olarak karar vermiş olması, düşünüp planladığı suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükûnete rağmen bu kararından vazgeçmeyip sebat ve ısrarla fiilini icraya başlaması ve gerçekleştirmeyi planladığı fiili belirlenmiş kurgu dahilinde icra etmesi gerekmektedir.” (CGK 28.04.1998 tarih ve 117-155 sayılı karar)
Yukarıda izah edildiği üzere tasarlamanın kabulü için; sanık tarafından öldürme kararının şarta bağlı olmaksızın verilmesi, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında sükûnetle düşünebilmeye yetecek kadar zaman geçmiş olmasına rağmen sanığın bu karardan vazgeçmemesi, yaptığı plan doğrultusunda eylemini soğukkanlılıkla gerçekleştirmesi gereklidir. Bu içtihatlar doğrultusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı reddedilmiştir. 
Ceza Genel Kurulunca sanık hakkında verilen müebbet hapis cezasının azaltılması söz konusu değildir. Kaldı ki TCK.’nın 48. maddesi gereğince müebbet hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki 5275 sayılı Kanunun 107/2 maddesi gereğince müebbet hapis cezasına mahkum olanlar ancak iyi halli olarak 24 yılı hapiste geçirdikleri takdirde koşullu salıvermeden yararlanabileceklerdir.
Meydana gelen olayda, maktulden kaynaklanan herhangi bir haksız hareket bulunmadığı gibi, sanığın soruşturma ve yargılama sırasında pişmanlık duyduğuna ilişkin beyan ve davranışları yargılamayı yapan mahkeme heyeti tarafından samimi görülmediğinden hakkında haksız tahrik ve takdiri indirim de uygulanmamıştır. Ayrıca sanığın 22.02.2001 tarihinde işlemiş olduğu suç nedeniyle mahkum olduğu cezanın; şartlı tahliye tarihinden hak ederek tahliye tarihi arasındaki ceza süresinin de aynen infazı gerekecektir.  
Kanuni belirlilik içtihatların istikrarı ile sağlanmakta olup benzer olaylarda aynı kararların verilmesi adaletin gereğidir. Nitekim Yargıtayın en önemli görevlerinden biri ülke genelinde içtihat tutarlılığını sağlamaktır.
Haberlerde ve bazı sosyal medya sitelerinde yer verilen “sanığın cezası indirildi”, “birkaç yıl yatıp çıkacak”, “evliliği kabul etmeyen kadının öldürülmesi indirim nedeni sayıldı”, “erkek yargı kadın katilini korudu”  gibi ifadeler ile yer yer hakaret ve tehdit içeren yorumlar hukuki temelden yoksun olup, ifade ve basın özgürlüğü sınırlarını aşmakta, yargı gücünün tarafsızlık ve otoritesinin sağlanması amacına saldırı boyutlarına ulaşmaktadır. Bu ve benzeri şekilde Yargıtaya yönelik olarak yapılan haksız ve ölçüsüz eleştiriler kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesine neden olmaktadır. 
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

                                                                                                                                                               Yargıtay Basın ve Halkla İlişkiler Bürosu